Yiyemediğin pisliğin sivrisini bozmayacaksın!

13 temmuz 2011 tarihinde www.sebinmedya.com 'da yayınlanmıştır.

13 temmuz 2011 tarihinde www.sebinmedya.com 'da yayınlanmıştır. 

 

Bu yazı, biraz argo olacak. Okuyup okumama keyfiyeti tabi ki sizlerindir.

 

Seçim yapıldı, Meclis açıldı, hoop yeni bir kriz.

 

CHP'liler dediler ki, "Silivri'den milletvekili seçilen Haberal ve Balbay serbest bırakılmazsa yemin etmeyiz. AKP'ye diz çöktüreceğiz, gerekirse 4 sene boyunca yemin etmeyeceğiz."

 

Üstelik bu tavırlarına demokrasi, insan hakları gibi evrensel kavramlarla haklılık kazandırmaya çalıştılar.

C

HP'nin, tutuklu iken aday gösterip, milletvekili seçtirdiği, Haberal ve Balbay üzerinden bütün Ergenekon davasını sulandırmaya, iğdiş etmeye çalıştığı bir hamleydi yaptığı hamle.

Üzerinde düşünülmemiş, iyi hesaplanmamış, kendisini tamamen açığa düşüren bir hamle.

Sonunda, baktılar ki hiçbir çıkar yol yok, tıpış tıpış gelip yemin ettiler.

 

Darbe suçundan tutuklanan Haberal ve Balbay'ı demokrasi kahramanı gibi sunmak büyük bir paradokstu aslında.

Bu süreçte bir büyük paradoks daha yaşadı CHP. Yıllardır milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını savunan CHP, hem de darbe suçundan tutuklu bulunan milletvekillerine dokunulmazlık talep etti.

Başbakanın devreye girip hâkimlere talimat vermesini isteyerek, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ile başlayan bir sürü evrensel ilkeyi de iğdiş ettiler aynı zamanda.

 

Peki alay konusu olmaktan başka ne kazandı CHP bu işten?

 

Ve ne değişti?

 

Haberal ve Balbay yine tutuklu, CHP'li milletvekilleri 15 gün sonra yemin ettiler.

 

İşte basbayağı, dizlerinin üstüne çökerek tükürdüklerini yalayıp yuttular.

 

Bir mesel anlatarak bitirelim yazımızı, konumuzla da, CHP'yle de yakından uzaktan ilgisi yoktur:

 

Ağa, yanaşmasını da yanına alıp, yaylı arabaya kurulmuş, kasabaya gidiyormuş.

Tıkır tıkır yol alıyorlar, yol da bitmek bilmiyormuş.

Bir ara arabanın atı durmuş, yolun ortasına pislemiş.

Ağa biraz eğlenmek için, atın dumanı tüten marifetini gösterip yanaşmaya seslenmiş. "Ulan, şu boku yersen, at da senin, araba da senin."

Yanaşmanın gözleri parlamış, bir yağız ata, bir süslü arabaya, bir boka bakmış, daldırmış elini, bir güzel yemiş.

Yer değiştirmişler. Yanaşma mindere kurulmuş, ağa, arabayı sürmeye başlamış. Ağa, giden atla arabaya yanıyormuş, yanaşma, yediği herzeye.

Bir süre daha gitmişler, at yine yolun ortasına pislemiş.

Bu sefer yanaşma, ağasının biraz önce kendisine yaptığı teklifi ağasına yinelemiş.

Ağa da, yolun ortasında dumanı tüten pisliği yiyip bitirmiş.

Tam kasabaya girerlerken, yanaşma çekmiş dizginleri, atı durdurmuş, dönmüş ağasına "ağam" demiş, "yola çıkarken at da, araba da senindi. Şimdi yine at da, araba da senin.

Peki biz bu boku neden yedik?"

 

 
 

 

 
  Siyasetçinin El Kitabı   |   Önsöz   |   İçindekiler   |   Basında Kitabımız   |   İsteme Formu   |   Görüşlerim   |   Görüş ve Önerileriniz   |   İletişim

 
 Facebook Sayfası  Twitter Sayfası © 2012 Siyasetçinin El Kitabı - Yüksel Bölük