Süreç başarısız olursa kim kaybeder?

05 Mart 2013 tarihinde www.gazete5.com'da yayınlanmıştır.

Kürt sorununun bu sefer çözüleceği konusunda toplumda genel bir iyimserlik hüküm sürüyor.

Paris suikastı ve İmralı tutanaklarının sızdırılması bile bu olumlu havayı kirletmeye yetmedi. Ancak İmralı tutanaklarından süzülen “peygamber” edası, sürecin muhtemel sonuçlarından birisi olan başarısızlık halinde, kimin ne kaybedeceği, kimin ne kazanacağı hakkında fikir yürütmemiz gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Türkler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla, Kürt kardeşlerine bir kez daha elini uzatıyor. Hem de uzanan el öyle boş el değil. 10 yıldır, demokrasi ve insan hakları alanlarında atılan adımlarla, bugüne kadar inkâr edilmiş KÜRT gerçeğini, bir milletin (TÜRK MİLLETİ’NİN) eşit unsurlarından birisi haline getirmiş bir el başbakanın eli. Türkler bir kez daha, “gelin, bu terör meselesine bir son verin, birlikte yaşamaya devam edelim, biz etle tırnak gibiyiz, ayrılamayız” mesajı gönderiyor Kürt kardeşlerine.

Başbakan, bu meseleyi çözmeyi kafasına öyle koymuş ki, terör örgütüyle, onun hapisteki lideriyle, siyasi uzantılarıyla, yani bu milletin büyük bir kısmının tiksindiği unsurlarla bile görüşmeyi içine sindirebiliyor. İçerisinde Kürtlerin de yer aldığı Büyük TÜRK Milletini yeniden inşa edebilmek için çok büyük bir siyasi riski göze alıyor. Bunu, bu meselenin bir daha Türk Milletinin önüne çıkmasını, çıkarılmasını engellemek, aradaki bağların tamamen kopmasının önüne geçmek için yapıyor. Hem de, askeri olarak son 30 yılın en başarılı terörle mücadele dönemini geçirmiş, PKK’ya çok büyük kayıplar verdirmiş bir başbakan olarak alıyor bu riski.

Başbakan böyle büyük bir risk almışken, tenezzül edilip muhatap alınanlar ise, dünyanın en büyük liderlerinden biriymiş gibi, üçü beşten atıp tutuyor. Yok, darbeyi önlemişmiş, yok AK Parti’yi iktidara getirmişmiş, yok 50 bin militanla mücadeleye devam edecekmiş falan filan. Bir kitabında okumuştum,“benim için bin kişi kendini yaktı, Muhammed için kaç kişi kendini yaktı” diyerek -haşa- Peygamber üstü bir varlık olarak gösteriyordu kendini bu megaloman. Öbür taraftan, BDP kanadı, baldırı çıplaklığına bakmadan, sanki Türkiye Cumhuriyeti ile iki eşit devletmiş gibi bir görüntü sergiliyor. Bir milletin sinir uçlarıyla oynayan, sabrını zorlayan, çözüme hiçbir katkı sağlamayacak hareketlerde bulunuyor.

Ben, Apo’nun sadece bir megaloman olduğunu, hayal âleminde yaşadığını, kendisini gerçekten de dünyanın en büyük lideri olarak gördüğünü düşünüyorum. Bu tür adamlar, eğer bir etkinlikleri varsa kullanılacak adamlardır. Devlet de, Apo’ya önem yükleyerek kullanmaya çalışıyor. Bu süreç başarısız olursa, ilk kaybedeni Apo olacaktır. Apo, uzatmaları oynuyor, bu süreç son şansı ve iyi değerlendiremezse, herhalde sonu -çoktan hak ettiği- bir ipin ucunda sallanmak olacaktır.

Diğer taraftan, PKK ve BDP’nin durumu daha farklıdır. PKK ve BDP Kürt sorunun sona ermesinden değil, devam etmesinden kazançlı çıkacak olan unsurlardır. PKK, her zaman kendisine para vererek eylem yaptıracak bir “efendi” bulacaktır. Son 30 yılda gördük ki PKK, Ortadoğu’nun orta malıdır ve parayı kim verirse onun adına eylem yapmaktan gocunmamaktadır. Suriye, İran, Irak, İsrail, Almanya, İngiltere, Rusya, velhasıl güçlü bir Türkiye istemeyen kim varsa, PKK onunla aynı yatağa girmekten çekinmemiştir. BDP ise arkasında PKK olmadan, her şeyin normale döndüğü bir Türkiye’de değil belediye başkanlığı, milletvekilliği kazanmak, muhtarlık seçimi bile kazanamaz. Sürecin en zor kısmı işte bu iki unsuru barışa razı etmektir. Bu iki aktörü barışa razı edecek tek güç ise Kürtlerin artık huzur içinde yaşama istekleri olacaktır. Çözüm süreci, Kürtlerin huzur içinde yaşaması için son şanslarıdır. Eğer PKK ve BDP’yi çözüme razı edemezlerse, bundan sonra bu coğrafyaya huzur gelmesini beklemek için saf olmak gerekir. Türklerle aralarındaki son bağ da kopacak, Türk kardeşlerini ebediyen kaybedeceklerdir. Müthiş bir alt-üst oluş, müthiş bir kargaşa yaşanacağı muhakkaktır. Sinop’ta, Samsun’da olanlar İstanbul’da, İzmir’de Mersin’de, Balıkesir’de, Ankara’da yaşanmaya başlayacaktır.Süreç başarısız olursa, Kürtler bu dünyadaki tek gerçek dostlarını, Türkleri kaybedeceklerdir. Bugün bir zenginlik adası gibi görünen ne Barzani’nin Kuzey Irak’ı, ne Suriye’deki boşluk, ne İran, İsrail ve Rusya, ne Amerika ve Avrupa’nın çeşit çeşit devletleri hep bir araya gelseler, Türklerin dostluğunu kaybetmiş Kürtlere huzurlu bir yaşam veremezler.

Silahla kazanmak mı? O günler çoktan geride kaldı, Türk ordusu artık siyaset değil, terörle mücadele yapıyor.

Kürtler son kararlarını vermelidirler: Gelişmiş, müreffeh, demokratik bir Türkiye’nin eşit vatandaşları olarak huzur içinde mi yaşayacaklar, yoksa ömürleri birkaç yüzyıl daha Ortadoğu bataklığında debelenmekle mi geçecek?

Biz elimizi uzattık, tutmanızı bekliyoruz, karar sizin…

 
 

 

 
  Siyasetçinin El Kitabı   |   Önsöz   |   İçindekiler   |   Basında Kitabımız   |   İsteme Formu   |   Görüşlerim   |   Görüş ve Önerileriniz   |   İletişim

 
 Facebook Sayfası  Twitter Sayfası © 2012 Siyasetçinin El Kitabı - Yüksel Bölük