Hadi CHP'yi iktidar yapalım!

CHP'nin iktidar aday haline gelebilmesi için yapması ve yapmaması gerekenler, CHP'ye dışardan, farklı bir bakış, zor sorulara kolay cevaplar

 

27 Eylül 2012 tarihinde www.gazete5.com ve www.sebinmedya.com sitelerinde dizi olarak yayınlanmıştır.

CHP’ye neden ihtiyacımız var?

CHP’li değilim, CHP’li olmak gibi bir niyetim de yok. Ancak, CHP’nin, Türk demokrasisi için bir değer ifade etmesini, demokrasinin etkili bir elemanı olmasını istiyorum.
CHP’nin herhangi bir seçimde, ciddi bir alternatif, ciddi bir iktidar adayı haline gelmesini istiyorum. İstiyorum, çünkü demokrasilerin ancak alternatifler varken gerçek demokrasi olabileceğine inanıyorum. İstiyorum, çünkü CHP’nin katkıda bulunduğu bir gelişme-ilerleme çizgisinin daha sağlıklı, daha kalıcı olacağını düşünüyorum.
İktidar adayı bir CHP’ye ihtiyacımız var
CHP’nin ciddi bir alternatif olmasını istiyorum, çünkü karşısında alternatif olmayan bir iktidarın, güç zehirlenmesine uğrayacağını biliyorum. İstiyorum, çünkü muhalefet olmadığı için çalışma iştahını kaybeden bir iktidarın rehavete kapılacağını ve kendi amaçlarına ulaşmakta, ülkemizi geleceğe taşımakta zorlanacağına inanıyorum.
Ben başarılı, politika üreten, iktidarı denetleyen ve iktidar alternatifi bir CHP istiyorum. Biliyorum ki, CHP bir iktidar alternatifi haline gelmezse, bundan en büyük zararı AK Parti görecek.
40 yıllık muammaya dışarıdan bir bakış
CHP, yıllardır bırakın iktidar yüzü görmeyi, iktidar adayı dahi olamadı. Patronları kapitalist, yazarları solcu medyanın her seçimde verdiği ara gazına rağmen böyle bir ihtimal önümüzdeki yakın gelecekte de gözükmüyor.
Bir ileri bir geri muhalefetçilik oynayarak gün geçiren, ancak gelecek adına ciddi hiçbir hamlesini göremediğim CHP’yle ilgili dışarıdan bazı tespitler yapmak, bazı teşhisler koymak ve nihayetinde bazı önerilerde bulunmak istiyorum. Yazıyı okuyup okumama keyfiyeti tabii ki sizindir. Yazdıklarımın doğruluk payı taşıyıp taşımadığına da yine sizler karar vereceksiniz. CHP’nin iktidar adayı olamaması sizin için bir sorunsalsa, ben “yine de bu yazıyı okuyun” derim.
Bir çocuğun büyüdüğünü anne babası fark edemez. Bir çocuğun ne kadar büyüdüğünü, değiştiğini dışarıdan bakanlar daha iyi görürler, daha iyi fark ederler. Bir evlilikteki gerçek problemin ne olduğunu çiftlerin kendilerinin bulması çok zordur. Onlar, birbirlerini suçlamaya devam ederler, ancak dışarıdan bakan birisi, bir evlilik danışmanı, aile büyüklerinden birisi gerçek problemi ortaya koyabilir.
Bir siyasi parti mensubu ya da taraftarı, her seçimi partisinin kazanacağına inanır. Yayınlanan anketlere inanmaz, taksicinin, berberin söylediklerine itibar etmez, hatta aksini iddia edenlerle kavga eder. Hele hele partili kimliğine ideolojik bir alt yapı da eşlik ediyorsa, işte o zaman yanılgı neredeyse kesindir.
Fanatik bir taraftara göre hakemin tuttuğu takım aleyhine verdiği her penaltı istisnasız yanlıştır, kendi lehline verilen kararlar ise yüzde yüz doğru ve geç kalmış kararlardır. Lig tv’ye bakın, tartışmalı pozisyonları yorumlatmak için taa Alamanyalardan Marcus Merk’i getirdiler. Taraf tutmadan, takım tutmadan dışarıdan bakabilsin, objektif olabilsin diye.
İşte bu analiz CHP’nin dışından bir analizdir, dışarıdan bir bakıştır, evet objektifliği tartışılabilir, bazı ifadelerden rahatsızlık duyulabilir, ancak okurken akıldan çıkarılmaması gereken şey şudur: “Bu analizi yazan kişi, CHP’nin bir iktidar alternatifi haline gelmesini istemektedir, çünkü CHP’nin iktidar alternatifi haline gelmesini bu ülkenin lehine addetmektedir.”
 “Farklı ve yeni”
Star Wars, Harry Potter, Avatar…
Şimdi, CHP’yi iktidar alternatifi haline nasıl getirebiliriz konusuna ufaktan ufaktan girebiliriz. Önce CHP’nin yapması gerekenleri yazacağım. Yapmaması gerekenler de zaten kendiliğinden ortaya çıkacak.
Star Wars’ı bilirsiniz. George Lucas tarafından tasarlanmış kurgusal bir evreni anlatır. 1977’den günümüze popüler bir kültür fenomeni olmuş, yüzmilyonlarca insan tarafında takip edilmiş, en çok izlenmiş ve hasılat yapmış filimler arasına girmiştir.
Yüzüklerin Efendisi Tolkinen tarafından tasarlanmış fantastik bir edebiyat üçlemesidir. Milyonlarca nüsha kitap satmış, filmleri yüzmilyonlarca kişi tarafından izlenmiştir.
Avatar filmi, James Cameron tarafından yaratılmış bir evreni anlatır,  inanılmaz bir hayal gücünün ürünüdür.
Bütün bu saydığım eserlerin yaratıcıları, hep farklı bir boyut, farklı bir evren, var olandan farklı bir şey ortaya koydular. Başarılarının sırrı “farklı” olmalarıdır.
İnsanlar her zaman farklı olan, değişik olan, kendilerini başka dünyalara, başka âlemlere götürenlere ilgi göstermişlerdir. Cinler alemi, orta dünya, cennet, cehennem, uzay, başka dünyalardaki başka hayatlar, süper kahramanlar vesaire. Sıradan filimler, romanlar bile, gündelik hayatın dışına çıkabilmiş, farklılaşabilmiş insanları anlatır.
Steve Jobs, Bill Gates, Iphone, Windovs…
Steve Jobs bilgisayar endüstrisinin öncülerindendir. Kişisel bilgisayar (pc) fikrinin sahibidir. Bugün yaşadığımız dünyanın oluşmasında katkısı olmuş, bir yönüyle dünyayı değiştirmiştir. Şöyle der Jobs; “Yaratıcılık, bir şeyleri birbirine bağlamaktır. Yaratıcı insanlara bir şeyi nasıl yaptıklarını sorduğunuzda, kendilerini biraz suçlu hissederler. Çünkü aslında çok büyük bir şey yapmamış, yalnızca bir detayı görmüşlerdir.”
Başka bir detay gören deha da Bill Gates’dir. Bilgisayar yazılımları geliştirerek dünyanın en zengin 10 adamının arasına girmeyi başarmıştır.
Yalnızca bir detayı görerek, yeni bir fikir bularak, yeni bir şey üreterek başarılı olmuş binlerce insan saymak mümkündür. Başarılarının sırrı “yeni” kelimesinde gizlidir.
Marx, Hitler, Mussolini….
Aslında dünya tarihi de, yeni olanın peşinden koşanlarla doludur. Bütün dinler, mevcuda bir alternatif olarak gelmişler, mevcuda bir alternatif ortaya koymuşlardır. Var olanı değiştirmişlerdir. Bütün ideolojiler, mevcudun değiştirilmesi ile ilgilidir. Bütün devrimler, siyasal altüst oluşlar, eskinin yerine yeni bir şey konulmasıdır. Bazen eskinin yerine konan yeni “doğru olan” değildir. Almanya’da, İspanya’da, İtalya’da böyle olmuştur. Rusya’da da böyle olmuştur. Eskinin yerine konan yeni şey, bu ülkelerde büyük acılara sebebiyet vermiştir, ama “yeni” olduğu için kitleler tarafından kabul görmüştür. Ülkemizde de Cumhuriyet, eskinin yerine konan “yeni şeydir.” Başarısı, taa 1800’lü yıllardan beri hazırlanıyor olmasındandır. Eksiği, içinde bulunduğu dönem gereği Almanya ve İtalya’dan fazlaca etkilenip, faşist unsurlar taşımasıdır. Tabii, bir de darbeler, çok daha önce bünyemizden atabileceğimiz bu faşist unsurların bünyede kalıp, tümör etkisini sürdürmelerine neden olmuşlardır. Geçelim; komünist de olsa, faşist de olsa, bizdeki gibi 100 yıldan beri yapılmaya çalışılan bir dönüşümü tamamlamaya çalışan devrimle de olsa, dikkat edeceğimiz, altını çizeceğimiz, üstünde duracağımız şey “yeni” olandır.
Menderes, Ecevit, Özal, Erdoğan…
Siyaset bilimciler, Demokrat Parti’nin başarısını “Yeter! Söz milletindir” sloganına bağlarlar. “Yeter! Söz milletindir” sloganı, kendi başına devrimcidir. Jandarma, vergi memuru baskısının değişeceğini anlatır. Aslında Demokrat Parti’nin başarısını sağlayan, çok etkili başka bir slogan daha vardır. Topluma refah ve zenginlik vaat eden bir slogandır bu. Toplumu bezdiren fakirliğin tarih olacağını söyleyen bir slogandır. “Her mahalleden bir milyoner yaratacağız.” İşte, Demokrat Parti’nin arkasındaki başarının esas nedeni, bu sloganla somutlaşan, “değişim, dönüşüm ve refah” vaadidir.
Rahmetli Özal’ın başarısı da, tamamen değişim vaat etmesiyle ilgilidir. Özal doğrudan “transformasyon” diyerek milleti arkasına takmayı başarmıştır. Özal’ın transformasyonunu elle tutulur hale getiren şey ise, hatırlayın, renkli televizyondur.
AK PARTİ, Özal’ın ölümünün ardından dağılmış, paramparça olmuş, ülkeyi krizden krize sürüklemiş, sonuna kadar, dibine kadar başarısız bir siyasi yapının tümden tasfiyesidir. AK Parti, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, hiçbir şekilde gelecek vaat etmeyenlerin yerine, geleceğin daha iyi olacağını söyleyerek seçim kazanmıştır. CHP’nin 3 Kasım seçimlerindeki başarısının sebebi de, bir yönüyle mevcut başarısızlıkta payı olmaması, ama esas itibariyle “Kemal Derviş” vasıtasıyla vaat ettiği “yeni”dir.
2007 seçimleri; CHP, Anayasa Mahkemesi ve Genelkurmay eliyle siyasete müdahale edilmesine karşı verilmiş bir cevaptır. Seçmen, askere ve CHP’ye, “artık siyaseti dizayn etme gibi eski huylarınızdan vazgeçin”, “eskiyi bırakın” mesajı vermiştir.
2011 seçimleri ise, yine değişim isteyenle, değişimi reddeden partilerin kapışmasına sahne olmuş, değişim, dönüşüm, gelişim talebini “Kanalistanbul” gibi projelerle somutlaştıran AK Parti, vatandaşın yüzde 50’sinin oyunu almıştır. 2011 seçimlerinde CHP’nin yeni Genel Başkanı sayesinde bir şansı vardı ama CHP, yeni lider imajını, hep eskiye sahip çıkarak, eski alışanlıklara sahip çıkarak kolayca harcamayı başardı.
CHP’nin nispeten başarılı olduğu dönem, Ecevit’in “ortanın solu” dönemidir. Ortanın solu, klasik CHP çizgisinde “değişim” vadeden tek dönemdir. Ve 73 seçimlerinde yüzde 30, 77 seçimlerinde yüzde 42 oya ulaşarak, siyaseten ne anlama geldiğini kanıtlamıştır.
Şimdi, okuyucuya bir soru sormanın vakti geldi: “Siz hiç CHP’nin değişimden, dönüşümden, gelecekten bahsettiği ve seçmenlere gelecek umudu verdiği bir seçim hatırlıyor musunuz?”
Aslında eski genel başkanın, değişimin öneminin farkında olduğu bir kongre vardı. Hani Ricky Martin şarkısı eşliğinde merdivenlerden koşarak indiği kongre. Kendisi merdivenlerden koşarak iniyordu ama yeniye dair söylediği hiçbir şey yoktu.
CHP’nin içine sıkıştığı cendereler
“Seçimlerde gelecek için oy verilir”
“Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin, o beni genelevde piyanist sanıyor” adlı kitabı ile tanınan Fransız siyasal reklamcı Jaques Segulea ‘nın 10 altın öğüdünden ilk ikisi şöyledir: “Seçimlerde geçmiş için değil, gelecek için oy verilir” ve “oy umut için verilir, program için değil.”
Seguela’nın bu iki cümleyle özetlediği, benim sayfalardır edebiyat, sinema, iç ve dış siyasetten örnekler vererek anlatmaya çalıştığım, “farklı, yeni bir, daha iyi bir gelecek, daha müreffeh bir Türkiye vaadi” oluşturamaması, CHP’lilerin gözden kaçırdığı detaydır.
Şimdi, bu detayın neden gözden kaçtığını kendimce açıklamaya çalışacağım.
CHP’nin kendisini nasıl tanımladığıyla ilgili tespitler de içeren bazı sorular soralım. CHP, kendisini hep yeni görürken, neden eskide kaldığını anlayamıyor? Aslında eski olduğunu, modası geçmiş olduğunu neden fark edemiyor? Neden, yenilenmesi, değişmesi, dönüşmesi gereken, halka umut vaat eden, gelecek vaat eden bir siyasi parti olamıyor? Cumhuriyet Devrimi’ni tamamlayan, geçmişinde bir yönüyle devrimci olan CHP, bugün neden statükonun tek savunucusu konumunda? “Ah eski günler şarkısını” söylemeye, asrısaadet rüyasını görmeye ne zamana kadar devam edecek?
(Bu sorulara katılmıyor musunuz? O zaman lütfen bu analizi okumayı burada bırakın. Bugüne kadar yaptığınız şeyleri aynen yapmaya devam edebilirsiniz, biliniz ki, bugüne kadar aldığınız sonuçları alacaksınız.
Bu sorulara CHP’nin cevap bulması gerekiyor, ama bu güne kadar gerçekçi bir cevap üretemedi. Bazen zor soruların kolay cevapları vardır. Cevap kolay olduğu için bulamazsınız. Bir sorun, bir çatışma, bir tartışma, bir başarısızlık varsa, en kolay yol suçu başkasının üzerine atmaktır. Doğru olan yol ise dönüp kendine bakmak.
“Çağdaş” olan yenilenmeye ihtiyaç duymaz
Cevapların ilki, ilk sorunun içinde saklı aslında. Bir CHP’liye sorun bakalım, kendisini 3 kelime ile tanımlasa, ilk kelimesi ne olurdu? Hadi, hadi kendinizi 3 kelime ile tanımlayın. İlk kelimeniz ne oldu? “Çağdaş” dediğinizi duyar gibiyim. İkinci ve üçüncü kelimelerinizi de ben söyleyeyim, “Atatürkçü ve Laik”. Başka bir şey söyleyen varsa, lütfen bir adım öne çıksın, çünkü CHP’nin geleceği onun omuzlarında yükselecek. Konumuza dönelim; kendisini “çağdaş” olarak tanımlayan birisi, asla değişmesi gerektiğini düşünmez. Kadıköy, Çankaya, İzmir, CHP’nin kaleleridir değil mi? Zamanının en modern şehirleridir de aynı zamanda. Ama zamanının en modern şehirleri, zamanımızın en modern şehirleri değil. Hadi, analizin sınırlarını iyice aşalım, iyice uçalım da, bu işe bir isim koyalım: “İzmir sendromu” diyelim mesela. İzmir sendromunu “kendini çağdaş sanmak, değişime, yenilenmeye ihtiyaç duymamak, zamanın içine sıkışıp kalmak” diye tanımlayabiliriz.
Peki, CHP neden zamana sıkışıp kaldı?
Çünkü asrısaadetten çıkmak istemiyor. Çünkü kendisini özdeşleştirdiği şey çok büyük ve çok büyük işler yaptı. Hiçbir CHP’li, Atatürk’ün yaptığı işin binde birini yapabileceğini bile hayal edemiyor. Atatürk, bir imparatorluğu Cumhuriyete dönüştüren, bir milletin geleceğini kurtaran, bir milletin geleceğini kuran adam. Kendi çağının ahval ve şeraiti içinde kendi çözümlerini koymuş ve başarılı olmuş bir lider. Türk tarihi içindeki şanlı yerini hak ederek almış bir lider. Ama devir değişmiş, değişmiş, değişmiş başka bir zamana, başka bir çağa gelmiş. İnsanlar değişmiş, ideolojiler değişmiş, devletler değişmiş, iklimler değişmiş, moda değişmiş, 1930’larda ne varsa hepsi değişmiş, dönüşmüş, farklı bir şey, başka bir şey olmuş.
Hiç kimse demiyor ki Atatürk’ü unutun, terk edin, artık sevmeyin, -siz sevmeseniz bile biz seveceğiz- dediğimiz şu; artık bu zamana, bu çağa şamil şeyler söyleyin. Hatta geleceğe yönelik şeyler söyleyin.
Bizzat Atatürk’ün yaptığı şey, değişimin kendisidir. Atatürk, değişimci olmasaydı, Cumhuriyeti kurar mıydı? Atatürk’ü örnek alarak, cumhuriyeti çağın değerleri ile buluşturmak gerekmez mi?
CHP’nin zamanın içine sıkışıp kalmasının ikinci nedeni, oraya sıkıştırılmasıdır. “Atatürk” adını kullanarak çıkar elde edenler, CHP’yi Atatürk’le hiç ilgisi olmayan dar bir cenderenin içine sıkıştırmışlardır. Çünkü bunlar, Atatürk’ü kendilerine ortak etmeden, kendi başlarına ne siyasette, ne ticarette, ne sanatta başarılı olamamışlardır. Kendi kötü siyasetlerine, ticaretlerine, sanatlarına Atatürk adını kullanarak meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardır. Örnek mi, istiyorsunuz; bütün darbeler tırnak içinde “Atatürkçü”dür. En büyük Atatürkçü Kenan Evren yani. CHP’nin değişmesine en fazla karşı çıkanlar da bunlar olacaktır. Çünkü yeniye dair söyleyebilecekleri hiçbir şey yoktur.
 “En yeni bilgiyi en hızlı öğrenme becerisi”
Yeni bir şey bulmak, yeni bir şey icat etmek, olmayan bir şeyi ilk yapmak, olmayan bir şeyi ilk getirip satmak sözlerini hiç duydunuz mu? Microsoft’un araştırma geliştirme biriminde kaç kişi çalıştığından haberiniz var mı? Neden Iphone senede 2 farklı model çıkarıyor sizce, Iphone I yetmiyor mu da, Iphone 5’i piyasaya sürüyor. Niye araba üreticileri her sene yeni bir model piyasaya sürüyorlar?
Söylediklerimin çok daha iyi anlaşılabilmesi için bu örnekleri veriyorum. Ve binlerce, yüz binlerce çoğaltabilirim. Sonuç şu: inanılmaz bir şekilde değişiyor ve gelişiyoruz. Biliyor musunuz; artık bilgi çağını bile geçtik. Artık bilgi, inanılmaz bir hızla eskiyip işe yaramaz hale geliyor. Bundan sonra, bilgili olanlar değil, “yeni bilgiyi üretenler ve en yeni bilgiyi en hızlı şekilde öğrenme” becerisine sahip olanlar öne çıkacaklar, onlar başarılı olacak, onlar zengin olacak ve geleceğe onlar yön verecekler.
Eğitimsiz ve cahil halk kömür ve makarnaya mı oy veriyor?
Siyasetin sırrı değişimdedir
Siyasetin sırrı, siyasetin sihri değişimdedir. Siyaset kurumu, -bütün siyasi partiler- toplumun önüne bir gelecek vizyonu koyar ve toplum tercih ettiği vizyona göre yöneticilerini seçer. CHP, bu güne kadar toplumun önüne bir gelecek vizyonu koyabilmiş değil. Çünkü hiçbir zaman gelecekle ilgili olmadı. Hep geçmişte yaşadı, hep bugünü eleştirdi. “Yapamadılar, beceremediler”den başka söz duymadık CHP’den. “Ben daha iyisini yaparım” sözünü işittiğimiz zamanlar da ise toplum buna asla inanmadı.
1920’lerdeki siyasi mücadeleyi Atatürk ve arkadaşları kazandı. Nasıl? Arkalarına yeninin gücünü alarak, yeni şeyler söyleyerek kazandılar. Ama 1940’lara geldiğimizde, Atatürk ve arkadaşlarının söyledikleri şeyler çoktan eskimeye başlamıştı. Takipçileri yeniye ayak uyduramadılar, bir kere yeni bir şey söylemişlerdi, söyledikleri yeni şey en çağdaş olanıydı, bunun üstüne söz söylenemezdi.
Teşbihte hata olmaz klişesine sığınarak bir örnek verelim. Resmi tarih derslerinde duymuşsunuzdur: Hindistan’ı fetheden uluslar, sıcak ve ılıman iklim nedeniyle 50-100 sene sonra savaşçı yeteneklerini kaybederlermiş de, yeni bir savaşçı millet gelip onları yenermiş. Aynen CHP’de Cumhuriyet Devrimini yaptıktan sonra, ılıman iklime yerleşmiş milletler gibi sıcak iklimin (Çankaya-Kadıköy-İzmir’in, dışişlerinin, askeriyenin, bürokrasinin) nimetlerinden bolca tüketmeye başlayıp) savaşçı (devrimci-değişimci-dönüşümcü) niteliklerini kaybetti. Tam olarak ifade edememiş olmak endişesiyle, bir de tersten gelelim. Bugün CHP’liler, siyasette ve bürokrasi de etkinliklerini kaybetmiş durumdalar. Üstelik kendilerini gelişmiş ve çağdaş addettiklerinden yeni şeyler öğrenmeye ihtiyaç duymuyorlar ve bunun doğal sonucu olarak daha da geriye düşecekler. Bir de şöyle söyleyelim: CHP’li elitin yerini yeni bir elit alıyor ve bu daha başlangıç. Çünkü bu yeni elitin çocukları çok daha eğitimli, çağı ve dünyayı çok daha iyi tanıyarak bilerek geliyor. Uzun sözün kısası, CHP ve CHP’lilerin artık bir şeyler yapması gerekiyor.
Hakaretin dili değişimin dilini döver
Sizce Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil tarzı muhalefet yaparak iktidara gelebilir mi CHP? Hakaret ederek, söverek, suçlayarak, hain, satılmış, dönek, yandaş, çıkarcı, soyguncu ilan ederek, AK Parti’ye karşı bir başarı kazanabilir mi? Yüzde 25’i yüzde 40’a çıkarabilir mi mesela? Gürsel Tekin’den başka buna inanan var mı gerçekten? Hadi, etrafınızda kimse yok, kendi kendinize bir kez olsun yüksek sesle sorun, CHP iktidar olabilir mi sizce?
Haklısınız, olamaz.
 İkinci söylediğiniz de ise haksızsınız; CHP’nin iktidar olamaması, eğitimsiz, geri kalmış, cahil milletin suçu değil. Bu milletin geldiği düzeyi bir türlü kavrayamayan, kendisini Kaf dağının üstünde, en eğitimli, en bilgili, en üstün gören, CHP’ye oy vermeyenleri ikinci sınıf çobanlar olarak gören CHP’nin suçu sadece.
Efendim? Kömür, makarna, pirinç mi dediniz? Yani bu millet kömür makarna pirince oyunu satıyor öyle mi? 2 torba kömüre oyunu satacak kadar şerefsiz yani, öyle mi? Hemen tövbe edin. Çünkü bu milleti yanlış okuyor, yanlış yargılarınıza dayanarak aşağılıyor ve en büyük taktik hatayı yapıyorsunuz. Kömür, makarna lafı, hiçbir CHP’linin ağzına almaması gereken bir laftır. Öyle olsa geçen seçimde çok daha fazlasını vaat etmedi mi CHP? Peki, neden başarılı olamadı?
Değişimi gençler yapar
2012 yılında CHP’nin yaptığı en son kongreye gitmiştim. Genel Başkan konuşmasını yapmış, izleyiciler salonu terk ediyordu. Kapıda durdum ve insanlara baktım. Yüzler yaşlı, rozetler eskiydi. 40 yaşın altındakiler, ya satıcılardı, ya da broşür dağıtmak için parayla tutulmuş çocuklar. Garip olan başka bir tezat daha vardı. CHP kongresine gelenler hiç Kadıköy, Çankaya, İzmirliye benzemiyorlardı. Daha çok, Kırşehir, Sivas, Maraşlı gibi görünüyorlardı. Yani CHP, Kırşehir, Sivas Maraşlı seçmen tabanı ile Kadıköy, Çankaya, İzmirlilerin söylemlerini seslendiriyordu. Bu tezadı, CHP’li sosyologlar çözsünler, siyaseten benim söyleyeceğim şey şudur: CHP kongresine gelenlerin yarısından fazlası 40 yaşın altında olmadığı sürece, CHP zerre değişemez, dolayısıyla iktidar yüzü de göremez.
Yanlış yerde, yanlış zamanda
İşte size yeni açmaz, yeni bir soru: CHP neden hep yanlış yerde duruyor? CHP neden 12 Eylül Referandumunda özgürlüklerin karşısında, darbe soruşturmalarında darbecilerin yanında, Suriye olayında Esad’ın arkasında oldu? Bu sorular verilebilecek cevaplar da sanırım biraz muhalefet olmakla ilgili; Ak Parti nerede duruyorsa karşısında oldu CHP. Sonuç itibariyle, biraz da mecburen yanlış yerde durmuş oldu. Ben tam böyle düşünürken, CHP’nin eline doğru yerde durmak için altın bir fırsat geçti. Şike soruşturması meselesinde Başbakan Erdoğan ilk kez yanlış yerde durdu. “Şeytan”a uydu ve Feneri kurtarmaya çalıştı. Güçlünün, parası olanın yanında yer aldı, hakkı yenenin, zayıfın karşısında oldu. Peki, başbakan bu yanlışı yaparken CHP doğru yerde, doğrunun yanında, haklının yanında durabildi mi? Ne gezer? Başbakana nazire yaparcasına şikeci olduğuna mahkemece karar verilmiş Aziz Yıldırım’a İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı teklifi götürdüler. Ak Parti ile el ele vererek, “parası olan her pisliği yapar” algısının toplumda yerleşmesine sebep oldular. Yani, CHP’nin yanlış yerde durması sadece muhalefet olması ile ilgili değildi, sorun çok daha derindeydi. Son zamanların en büyük Atatürkçüsünün Aziz Yıldırım olması sizce de anlamlı değil mi? “Şike yap, Atatürk’ün arkasına saklan, CHP sana belediye başkanlığı teklif etsin.” Atatürkçü olunca darbe yapmak, şike yapmak serbest yani. Alın size CHP’nin içine sıkıştırıldığı cendereye bir başka örnek.
CHP, ne vaat etmeli?
Elbette bir önerim var
Tespiti, teşhisi yaptık, tedaviyi söylemeden olmaz. CHP, ne yapacak da, gençleri partiye çekecek, seçmen için umut haline gelecek? Biliyorum, bu soruya şimdiye kadar çok cevap aradınız ama bir adım ileri gidemediniz. Anlı sanlı profesörleriniz, bürokratlarınız, sivil toplum önderleriniz doğru cevabı bulamadı. Diyeceksiniz ki, “onlar bulamadı da sen mi bulacaksın?” Evet, bir cevabım var ve aslında bu cevabı sayfalardır veriyorum.
Bence cevap çok basit: CHP, bir kör dövüşünün içinde harala gürele yuvarlanmaya devam ediyor ve çok basit olan doğru cevabı göremiyor. Seguela cevabı zaten vermiş. Doğru cevap asırlardır veriliyor. Dünyada da, Türkiye’de de örnekleri çok. Steve Jobs, Bill Gates, Star Wars, Avatar, Iphone 5, Windovs 7 bu cevapları hepimizin gözünün içine sokuyor. CHP’de siyaset yapanlar halen şeritli daktilo kullandığı için, tabii ki doğru cevabı göremiyorlar. Halen 1970 model vosvosa bindikleri için duble yolun kıymetini anlamıyorlar, uçak ise onlar için tamamen bilinmezlerle dolu bir muamma. Evet, farkındayım, abartıyorum ama söylediklerimde gerçek payı olmadığını da iddia edemezsiniz herhalde.
Gündelik muhalefeti bırakın
CHP, gündelik muhalefeti bir tarafa bırakmalı, zaten beceremiyor. “Ak Parti ülkeyi ot ithal eder hale getirdi” demekle muhalefet olmuyor. Geçen sene çok yağmur yağmıştı, köylü-çiftçi otu koyacak yer bulamıyordu, tarlada çürüyordu. Annem, köydeki bahçenin otunu bedelsiz olarak biçip alacak kimse bulamamıştı. Bu sene ise kuraklık oldu ve ot açığı var. Bahçenin otunu parayla satın almak için yalvarıyorlar. Hükümet hemen ot ithalini serbest bırakarak açığı kapamaya, fiyatların yükselmesini önlemeye çalıştı. Köylü bunu CHP’lilerden çok daha iyi biliyor. Köylünün bildiğini bilmeyen CHP’liler de “AK Parti ülkeyi ot ithal eder duruma getirdi” diye muhalefet yaptıklarını sanıyorlar.
Burada bir parantez açmak gerekiyor. Bakın beyler, siyasi rakibinizin her yaptığı yanlış, her söylediği yalan değildir. Sırf sizin rakibiniz olduğu için Amerikan uşağı, komünist, vatan haini, hırsız, soyguncu, kötü değildir. Siyasi rakibiniz de sizin gibi bir insandır, onun da aklı fikri vardır, kafası çalışır, sevenleri vardır, çoluk çocuğu vardır. O yüzden, rakibinizin her dediğine bir kulp bulmanız gerekmez. Her yaptığı yanlış değildir. Arada yaptığı doğrular da vardır. Siyaset, rakibinizin her yaptığına “yanlış yaptı” demek değildir. CHP’nin bildiği tek siyasi taktik, AK Parti’nin her yaptığına yanlış demekten ibarettir. Uzun soluklu bir strateji uygulamalarını zaten geçtik, “AK PARTİNİN HER YAPTIĞINA YANLIŞ DEMEKTEN BAŞKA HERHANGİ BİR TAKTİK HAMLE GÖRENİNİZ VAR MI?
İşte bu yüzden CHP gündelik muhalefete yönelik bütün taktik hamleleri bir kenara bırakmalıdır. Reaksiyoner olmaktan DERHAL vazgeçmelidir.
Siyaset, “ben daha iyisini yaparım, ben şöyle yapacağım ve böyle yaptığım için ülkemiz daha ileri gidecek, insanlarımız daha zengin olacak (parantez içi parantez, zenginlik kötü bir şey değildir), ülkemiz daha huzurlu, daha mutlu olacak, benim belediye başkanlığımda şehrimiz daha temiz, daha güzel olacak” demektir. Ve bütün bu gelecek hayalini somutlaştırabilmek, ortalama vatandaşın idrak edebileceği formata sokabilmek demektir. Örnek: ortanın solu, kanalistanbul, renkli televizyon, her mahalleden milyoner vs, vs…
CHP’nin bir gelecek projeksiyonu olmalıdır
CHP oturmalı, bütün önyargılarını bir kenara bırakarak, bir gelecek projeksiyonu yapmalıdır; Gelecekte dünya ve ülkemiz nasıl olacak? Hangi değerler öne çıkacak, hangi mallar daha değerli olacak? Ortadoğu nasıl olacak, Amerika çökecek mi, Çin ve Hindistan’ın yükselişi sürecek mi, dünya nüfusu artmaya devam edecek mi? İklim değişikliği, küresel ısınma meselesi nedir, sonuçları ne olur? Bizi nasıl etkiler? Bütün bu çok bilinmeyenli denklemin içinde, ülkemizi ve milletimizi öne çıkarmak için ne yapabiliriz? Kürt meselesi 10 yıl sonra hangi noktada olur, iç barışı nasıl sağlarız, bütün Kürtleri, bütün köylüler gibi öldürmeli miyiz? Kürtlerle birlikte yaşamanın asgari dinamiklerini nasıl temin edebiliriz? Darbe planlamak, şike yapmak ahlaki midir yoksa doğruluktan ayrılmamak mı gerekir?
CHP, bu ve benzer soruları sormaya başlayıp, cevaplar aradığında ilk adımı atmış olacaktır. İlk adımı atmalarına yardımcı olmak üzere kendilerine küçük bir tüyo vermek istiyorum. İklim değişiklikleri ve artan dünya nüfusu, enerji ihtiyacının tarımsal ürünlerden karşılanmaya başlaması vesaire gibi daha birçok nedenden ötürü, önümüzdeki 50 yıl boyunca en önemli şey “gıda” olacak. Ülkemiz, kullanılmayan, henüz kirlenmemiş, verimden düşmemiş toprak varlığı sayesinde bütün dünyaya gıda üreterek müreffeh bir gelecek kurabilir. Hadi CHP’nin gerçekten iyi olduklarını bildiğim siyasetçi ziraatçileri. İşte size ipucu, bunun üzerinden bir gelecek projeksiyonu yapın bakalım. Hangi ürünleri üretmemiz gerekiyor, bölgesel planlamayı nasıl yapmalıyız, üretimde sanayiyi ne kadar kullanmalıyız, emek yoğun çalışırsak işsizliğin düşmesine faydası olur mu, ürettiğimiz ürünleri hangi sistemle satacağız, büyük kapitalist çiftlikler mi kuracağız yoksa üretim ve satış kooperatifleri ile mi bu işi yapacağız? Üretici aynı zamanda ihracatı nasıl yapacak, bunun için okullarımızı nasıl yapılandıracağız vesaire…
İşte size başka bir ipucu; yaşlanan Avrupa nüfusunun önümüzdeki 10-20 yılda nasıl bir işgücüne ihtiyacı olacak? Hemşire, hastabakıcı, elektrikçi, berber, muslukçu, inşaat işçisini nerden bulacaklar? Hindistan, Çin, Afrika’dan mı, yoksa kendilerine fiziksel olarak en fazla benzeyen Türklerden mi seçecekler? Biz, genç nüfusumuza nasıl ve nerde iş bulacağız? Kesintili mi, kesintisiz mi diye tartışacağınıza, eğitim meselesine bir de bu noktalardan bakmaya ne dersiniz? Sizce hangi tartışma gençlerimize iş bulmamızı sağlar?
Hani o anlamadığınız, anlamadığınız için de bütün kibrinizle dalga geçtiğiniz 3 çocuk meselesi var ya, işte o büyük bir gelecek projeksiyonudur. 20 sene sonrasını bugünden görüp, yaşlanacak nüfusa tedbir almaya çalışmaktır. Ve nüfus planlamacıları ekolünden gelenler ne kadar karşı çıkarsa çıksın, müthiş bir toplumsal karşılığı vardır.
Velhasıl kelam, CHP, artık geçmişi ve hatta bugünü bırakıp, geleceğe dair bir şeyler söylemelidir. Ne demişti Mevlana; “dün dünde kaldı cancaazım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Yeni şeyleri ise eski adamlarla, 70 yaşını geçmiş adamlarla söyleyemezsiniz, yeni adamlar, genç adamlar bulmalısınız.
Bir parantez daha açıp, “gerçek niyeti anlaşıldı, CHP’de ikbal arıyormuş” diyeceklere de bir cevap vereyim. “Bana ne, bırak ne halleri varsa görsünler, ne yaparlarsa yapsınlar, tarihin çöplüğünde yok olup gitsinler”  demek yerine oturup bu analizi yazmaya vakit harcayan ben, bütün kalbimle CHP’nin gerçek bir siyasi parti olmasını, bir iktidar adayı olmasını isteyen ben, önümüzdeki 10 yıl içinde CHP için bir ikbal görmediğimi belirtmeliyim. CHP, bugünden dönüşmeye başlarsa, ancak 10 yılda bu dönüşümü tamamlayabilir ve herhangi bir dönüşüme kalkışacağı da şüphelidir. CHP’nin iktidar adayı haline gelmesinden benim çıkarım, demokrasinin eksik kalan tarafının tamamlanması, iktidarın güç zehirlenmesinin önüne geçilmesi, aşırılıklarının törpülenmesi, kendi kendisini yenileyebilmesi ve geleceğe taşıyabilmesi için siyasi rakibi tarafından motive edilmesi, baskı altında tutulmasıdır. AK Parti’yi değiştirmek, dönüştürmek sadece Başbakan’ın gayretine kalmamalıdır.
CHP, bugüne kadar iktidar adayı olmanın, iktidar olmanın bir yolunu bulamadı. Ben size, iktidar olmanın,  iktidar adayı olmanın, önde, ilerde, farklı olmanın bugüne kadar binlerce kere denenmiş ve başarılı olmuş bir yolunu hatırlatıyorum sadece. Kararı verecek olanlar, genç CHP’lilerdir. Iphone 5 kullanabilen, internetten eft yapabilen, ülkesinin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen genç CHP’lilerin. Daha iyisini yapabilmek için, “Ak Parti’den daha iyisini yapabilirim” diyebilecek CHP’lilere ihtiyacımız var.
İki dünya arasında…
Hakkını yemeyelim, “yeni CHP”, yeni genel başkanın söylemlerine de yansımış, zaman zaman bazı davranışlarla tezahür eden de bir şey. Ama ne oluyorsa, “yeni CHP’yi” çağrıştıran bir hareketin hemen peşinden, “eski CHP’ye” ait on farklı açıklama, on farklı davranış sergileniyor. Hani bilim kurgu filmlerde olur, başka bir dünyaya kapı açılır, filmin kahramanı, elini açılan zaman ya da boyut kapısından uzatır geri çeker, kafasının yarısı öbür tarafa geçer, sonra geri gelir ya, işte CHP şu anda aynı durumda. Başka bir boyuta geçmek istiyor ama birileri arkasından sürekli geri çekiyor. CHP, iki dünya arasında kalmaktan kurtulmalıdır. Ya eski dünyasında kalmalı, ya yeni bir dünyaya geçmelidir. Yoksa kapı kapanacak ve CHP parçalara ayrılacak.
Hadi bütün söylediklerimizi iki cümle ile tekrar edelim mi?
CHP, günlük siyaseti bir kenara bırakarak, mutlu, müreffeh bir Türkiye’yi nasıl kuracağını düşünmelidir.
Bütün yönetim organları ve örgütleriyle geleceğe odaklanmalı, CHP’nin yöneteceği bir Türkiye’nin nasıl olacağını ortaya koyacak bir vizyonu milletin önüne getirmelidir.

Yeni genel başkanınız geçenlerde “CHP’nin Aziz Yıldırım’dan öğrenecekleri var” diyordu. Ne diyeyim, isterseniz kendinize Aziz Yıldırım’ı da kılavuz seçebilirsiniz.

 
 

 

 
  Siyasetçinin El Kitabı   |   Önsöz   |   İçindekiler   |   Basında Kitabımız   |   İsteme Formu   |   Görüşlerim   |   Görüş ve Önerileriniz   |   İletişim

 
 Facebook Sayfası  Twitter Sayfası © 2012 Siyasetçinin El Kitabı - Yüksel Bölük